jiyanBoard
Login
Search

Image Hosted by ImageShack.us

Sitenin tc den girisleri telekom tarafindan engelenmistir!! Net ve Org domainleri ile ulasamayan arkadaslar siteye www.jiyanboard.com adresinden sorunsuz ulasabilirsiniz.
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-17-2008, 20:27   #1 (permalink)
Super Moderator
www.JiyanBoard.com.net.org
xebat_63 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Super Moderator
JB
Üyelik tarihi: 05-07-07
Nerden: KüRDiSTaN
Üye No: 199
Yaş: 26
Son Activitesi: Dün 22:13
Ettiği Teşekkür: 704
935 Mesajına 1.651 Kere Teşekkür Edlidi
Mesajlar: 4.050
Konular : 1929
REP Gücü : 250
REP Seviyesi : xebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond reputexebat_63 has a reputation beyond repute
REP Puanı : 2054


Standart 'Işık Bahçeleri' dediğim yerin kendisidir Bagok

KARDELEN

Gel git gibi ileri geri yayılan sis, kaç gündür devam ediyordu. Hafızamda yerleşen eski toprak ve yaşantılar mekanına sonbaharın son sisli havası da eklenmişti. Yaz boyunca güneşin kavurucu sıcaklığını yaşayan Bagok toprakları, kendisini sonbaharın yağmurlarına bırakmıştı. Çatlamış toprağın suya kavuşmasıyla çevreye yayılan ot kokusu ciğerlerimizin derinliklerine yerleşiyordu. Yıl '96 sonbaharı, Kerboran'dan Bagok dağlarına doğru yol almış, Bagok'a ulaşmıştık. Bizden önce aynı yoldan, Gabar'dan Bagok'a bir bölüklük güç gelmişti. Bu bölük, eyalet güçleriyle birlikte eylemsel faaliyetlerde bulunacaktı. Bu bölüğün ulaşması ile bölge çok sayıda arkadaşı konuk ediyordu. Riski ne olursa olsun, bu kadar arkadaşın gelmesi büyük bir moral kaynağıydı.

Moral, sevinç, direniş duygularıma karışan Bagok'u anlatmadan edemeyeceğim. 'Işık bahçeleri' dediğim yerin kendisidir Bagok. Bagok'u tarihsel olarak da anlatmak gerekir. Benim için iki sebebi vardır. Birincisi, Bagok'u görmeden önce kulaktan kulağa dinlediğim kadarıyla kiliseleriyle ün kazanmıştı. Yer altında bile kayalar yontularak kiliseler yapılmıştı, ikincisi bütün çevreden soyutlanarak sis perdelerinin altında bu toprağa ayak basmış, bilinen ve bilinmeyen tarihsel bilincimle gördüklerimin karşısında mistik bir düşünceye dalmışım. Ara sıra denizin çekilip, su dünyasının örttüğü kareye benzer ve belki de yüz kat daha etkileyici olan sisin çekilip içinde sakladığı bu medeniyet canlı canlı yaşıyordu. Bir kaybolan, bir çıkıveren bu görüntüler, tarihin kitap sayfalarını andırırcasına çevriliyordu.

Civardaki köyler Asurilerin Avrupa'ya göç etmeleri ile boşalan köyleriydi. Her köyün ortasında bir kilise vardı. Kiliselerin kutsal mabet gibi köyün ortasında

sapasağlam kalışları dikkat çekiciydi. Merakımı bastıramamış, Bagok'ta kalan arkadaşlara sormuş, nedenini öğrenmek istemiştim. Genelde aldığım cevaplar arasında iki neden öne çıkıyordu. Birinci nedeni, partimiz baştan beri bu topraklarda yaşayan halkların kutsal değerlerine saygı duymuş ve sahiplenmişti. İkincisi, ağırlıklı köylü arkadaşların verdiği cevaplarda yatıyordu. İlgimi çekiyordu. "Kutsallaştırılıp, manevi değerler atfedilen her şeyin korunması gerekir" diyorlardı. "İçine girdiğimizde camide ne hissediyorsak, kilisenin içinde de aynı şeyi hissediyoruz" biçiminde cevap alıyordum. Cevaplar çoğaldıkça, sorularım da çoğalıyordu. Bir de gözlerimin verdiği cevaplar vardı. Kırsalda çok kalmama rağmen, Bagok dağı kadar etkileyici bir yeri az tanımıştım.

Bagok dağının yüksek bir konumu yoktur, ama derinliği vardır. Yıllarca kırsalla haşır neşir olunmasa, içinde kaybolmamak işten bile değildir. Nedeni bütün arazinin birbirine benzemesidir. Yolu bulmak için adeta bütün ağaçları saymak ve tanımak gerekir. Bagok bulmacasının içinde ilerledikçe, önceden görmüş, rastlamış olduğunuz şeylerin hafızanıza yerleşmesine ve bulunduğunuz yerle ilgili tahminlerde bulunmanıza fırsat kalmadan bambaşka görüntülerle karşılaşırsınız. Ekilip, adeta saklanılmak istenilmiş hissi uyandıran yemiş bahçeleri vardır. Bahçeye girerken ne bulacağın belli değildir.

Doğal kaya duvarlarının içinde ekilmiş, üzüm, nar, incir, armut ağaçları bir bahçe gibi değil de, adeta bir estetik konusuymuş gibi özenle ekilmiştir. Bahçenin içine çok girilmemişse, bu kadar yemişi bulmak meseledir. Alanda kalan arkadaşlar mecazi anlamda bahçe konusunda şunu diyorlardı: "Onlar bizim bahçemiz, onların dilinde onlar gibi yaşanılmazsa, anlaşılamaz. Hayat kanunlarımız aynıdır." Gerçektende, labirent gibi kaya duvarlarının arasında adeta gizlenmiş, mevzilenmişlerdir.

Bagok'un iç kısımlarının hemen hemen hepsi böyledir. Bagok, topraklarına verilen isimler ve birçok somut eserin varlığı bir şeyi daha ispatlar; kelime anlamını tam bilmediğim "Rayti" sözcüğü halk arasında yaygın olarak, "üzüm ülkesi" anlamında kullanılır. Yine şarabın yapılışında kullanılan ve Kürtçe "bırk" denilen havuz biçiminde oyulmuş kayalar yaygınca bulunur. Hemen hemen her noktada vardır. Gerillanın su ihtiyacını ise ilk elden karşılayan işte bu havuzlardır.

Bagok'un anlatılacak o kadar çok şeyi vardır ki kitap dar kalır. Yaşadıkça göreceğim şeyler çoğalacak yeni yeni şeyler öğrenecektim. Bagok'un sisli bir gününde kuzey kısmında, tepe denilen noktadan bir takım arkadaşla Zinevili köyüne doğru yola çıktık. Takımın görevi kış için erzak çekmekti. Takım komutanımız Şero isminde bir arkadaştı. Değerlere bağlığı ile tanınır ve arkadaşlar arasında sevilirdi. Eyaletin bütün arşiv ve önemli cephane yerlerini kendisi keşfeder, saklardı.

Zinevili köyünden çıkarken yüklerimiz oldukça ağırdı. Eğitim, eylem ve bu tür çalışmaları bir arada yürütmemiz, zaman kazanmak için böylesi özverili bir yaklaşımı şart kılıyordu. Görevi sadece erzakla sınırlı bir takım oluşturulması genel çalışmaları zorluyordu. Coğrafya, taktik, tarz düşman gibi faktörler bütün çalışmaları içi içe yürütmeyi gerektiriyordu. Ağır yükler altında köyden uzaklaştıktan sonra öncü arkadaş sırasından çıkmış bizi bekliyor, tehlikeyi aştığımızı söyleyip kendisinin de yük kaldırabileceğini söylüyordu. Birkaç kez üst üste "yüklerinizi bana verin" deyince, öncünün yüksüz olması gereğinden hareketle dayatmasını bırakması için yarı öfkeli bir tarzda, "sen karakol komutanının arkadaşı mısın? Önümüzde tehlikenin olmadığını nereden biliyorsun" diyerek gönlünü kırmıştım. Birkaç mola verdikten sonra Bagok kırsalına girmiştik. Noktaya varınca çok hızlı bir şekilde erzakları depolayıp dinlenmek için noktaya çekildik. Şero arkadaşta bir tedirginlik vardı, yorgunluk ve gafletin acısını bilen bir arkadaştı. Arkadaşların yorulduğunu biliyor ve adeta bütün direnç yanlarını kendisinde toplarcasına, cihazı elinde olduğu halde kulak kesilmiş etrafı dinliyordu. Bizi ilk tedbir için en iyi noktaya götürmüştü. "Penguen noktası" diyorduk. Noktanın adı çok önceden verilmişti.

1994 yılının kışında bir bölük arkadaş burada üstlenmiş kar ile uyanmışlar. Her kalkan arkadaş soğuktan donmuş, yavaş bir şekilde bir ileri bir geri gidip geliyormuş, bunu fark eden bölük komutanı onlara; "ne penguenler gibi dolaşıyorsunuz" demiş böylece noktanın ismi Penguen noktası kalmış.

Bagok'un arazisi volkanik olduğu için toprağı oldukça verimlidir. Sonbahar olmasına rağmen toprakta yeşeren bitki ve otlar ilkbaharı andırıyordu. Bitkiler arasında eksik olmayan (sîrîk) yabani sarmısak özenle ekilmiş ve bakımı yapılmış gibi capcanlıydı. Şero arkadaş kimseyi uyandırmadan sabah keşfini yapmış, araziyi kontrolden sonra yemeği hazırlamıştı, sirikle peynir karışımı bir şeyler yapmıştı. Uyanıp yemeğimizi yedik. Üzerine bir Mardin çayı içtik. O kadar yorgunluktan sonra bir Mardin çayı içildi mi yorgunluk diye bir şey kalmıyordu. É arkadaşın yol esnasındaki tutumunu tartışıyorduk. Feodalliği ile ün salmış Welat arkadaş, öncü arkadaşa feodal deyimini kullanınca kahkahayı basmış, öncü arkadaşı cevap vermeye zorlamıştı. Öncü arkadaş da Welat arkadaşa hitaben; "bakıyorum da Welat arkadaş kaç saattir çok ince düşünceler edinmiş, düşünüyorum acaba hangi dağda kurt ölmüş" dedi.

Yarı şaka yarı ciddi tartışmamız sürerken cihazda çağrı oldu, cihazda çağrı yapan Felat arkadaştı, muhabereye göre arkadaşlar Germike (Bagok'un batısı) alanında sabahtan beri çatışmaya girmişlerdi. Ve çatışma devam ediyordu. Felat arkadaş şifre ile alanın durumunu, bir hareketlenmenin olup olmadığını sordu.

Şero arkadaş alanın temiz olduğu cevabını verince, Felat arkadaş cihazdan gülerek, "bilineni yapın" dedi. Bunun anlamı geri çekilecek arkadaşlar için hazırlık yapmaktı ve muhabereyi kesti. Muhabere kesilince Şero arkadaş çağırdı, tekrar çıkan Felat arkadaşa, "takviye gerekir mi gerekmez mi" diye sordu. İki üç dakika bekleyen Felat arkadaş, "aramızda bulununan stratejik bir konumu olan Tepe Dırek ve Üç yol noktasını tutabilirsiniz" dedi.

Üç yol Bagok'u ikiye ayırır. Bagok dağı doğudan yavaş yavaş yükselerek üç yolda son yüksek noktasına ulaşır. Ve batıya doğru ilerledikçe tekrar alçalır. Güney ovalıktır. Kuzey kesimi de Midyat'ın Tore denilen kırsalı ile birleşinceye kadar yatay bir coğrafik konum arz eder. Xarabe Ali köyünden Tepe Dırek'e (Üç yol) bir yol yapılmıştı, bu yol Türk ordu güçlerinin operasyonel faaliyetlerinde coğrafyayı ikiye ayırıyordu. Operasyon çok kapsamlı olursa iki alanı da kapsar, ama genelde alan alan yapılırdı. Onların kendisini bize göre ayarlaması aynı şekilde bizimde kendimizi ona göre ayarlamamız, hareket tarzında iki alan özelliğini göz önünde bulundurmamızı gerekli kılıyordu. Operasyon batı alanına düzenlenmişti. Üç yol noktasının tutulması halinde, arkadaşların geri çekilme hattı tutulmuş oluyordu.

Şero arkadaş takımı toplayarak Üç yol noktasının tutulmasının önemi ve avantajını kısaca anlatarak, yorgun ve yürüyemeyecek arkadaşların noktada kalabileceklerini, diğer arkadaşların da Üç yol noktasını tutması gerektiğini söyleyerek, söz hakkını arkadaşlara verdi. İlk söz hakkını alan Welat arkadaş, iki aşiret savaşıyormuş da aşiret mensuplarını çatışmaya körüklüyormuş gibi bir konuşma yaptı. Öncü arkadaşın konuşması aklımıza gelince kendimizi tutamayıp gülerek harekete geçtik.

Şero arkadaş, talimatla beş arkadaşı noktada bırakabildi.

Üç yola yaklaştıkça kobra atışlarının sesi geliyordu. Atışlar sanki derin bir vadiye yapılıyordu. Sesler derinden geliyordu. Üç yol noktası yüksek olduğu için Germike alanı doğal olarak aşağıya düşüyordu. Patlayan roketler yankı yapıyordu. Çok nadir olarak roket patlamalarının arasında BKC sesi geliyordu.

Üç yola ulaşan ilk grup olarak elimizden geldiğince aşağıya doğru ve çatışma çevresini görebilecek bir yer seçmeye çalıştık. Arazi engebeli ve iç içe olduğu için rahatlıkla çatışma ile aramıza girebilir, çatışmadaki arkadaşların geri çekilme noktalarını tutabilirlerdi. Bunu engellemek için aramızdaki arazinin derelerini bile görebilecek bir yer aradık. Tuttuğumuz yere bir ek görüş açısı sağlayan şehit Berivan tepesi buna çok müsaitti. Şehit Berivan tepesi tuttuğumuz yerin son silsile noktası oluyordu. Germike alanı onun altına düşüyor, derin bir vadi ile ayrılıyordu. Güneye doğru uzanıp vadinin ortasında son bulan Deri Xazal tepesi geri çekilmeyi zorlayacak bir özelliğe sahipti. Şehit Berivan tutulursa bu tepeyi kontrol altına alacaktık. Şero arkadaş üç arkadaşla Şehit Berivan tepesini tutmak için BKC silahıyla bizden ayrıldı.

Çatışma alanıyla birlikte tuttuğumuz yer beş kilometrelik bir koridor oluyordu. Tutulan noktaların arası boş olsa da özel savaş güçlerin operasyon biçimine göre uygundu.

Güçlerimizi çembere almak için sayılarının iki katı kadar takviye almaları lazımdı. Yaklaşan akşam saatleri buna imkan vermiyordu. Hazır gücü teknikle takviye ederek, sonuç almak istiyorlardı. Çatışmada olan arkadaşlar aynı şekilde araziyi genişliğine tutmuşlardı. Yakın temasta olan grubun üzerinde yoğunlaşmış, geceye ulaşmadan grubu imha etmek istiyorlardı. Havadan kobra helikopterleriyle ateş ediyor, batı arazisinin elverişli olmasından dolayı, genişliğine tutulan arazi ve güç serpilmesi Türk ordusunu korkutmuş olacak ki, saat on beşten sonra savunma konumuna geçtiler.

Türk ordusu tam olarak bizlerin nereyi tutup tutmadığımızı bilmiyordu. Onun için tankla stratejik yerleri vuruyorlardı.

Üç yol noktası özellikle vuruluyordu, tankın atışları tepeyi vurunca, adeta bizi görmüş gibi isabetli oluyordu. Girdiğimiz mevziler taştan yapıldığı için atışlara dayanacak gibi değildi. Yanımızda isabet alan mevziler yıkılıyor, roket alan taşlar, roketin gücünü on katına çıkartıyordu. Roket patlayınca şarapnel parçalarından değil, taşlardan kendimizi korumaya çalışıyorduk. Patlamalar dayanılacak türden değildi. Sesi o kadar korkunçtu ki, şarapnel parçalarını unutmuştuk. Sesi kulağa değil, beyine etki yapıyordu. Acıtmıyor, tiksindiriyordu, öldürmüyor, nefreti geliştiriyordu. Biri bitiyor, ikincisi başlıyordu, önce o iğrenç ıslık, sonra basınçlı patlama. Art arda gelen ses kasırgası birden durdu. Zonklayan kulaklarımızdaki sesler ile sessizlik arasında, merakla çevreyi kontrol ettik. Duyarlılığımız o kadar hassaslaşmıştı ki, köyden atış yapan tankın roketi patlamadan yere yapışıyorduk, ıslık sesiyle bir olmuştuk. Mevzinin önüne isabet eden roket üzerimizi taş ve toprakla doldurmuştu, Hamza arkadaş uyarı yaparak, mevziyi terk etmemizi, tepenin yamacına inmemizi söyledi.

Binevş arkadaş sanki ses ve patlamayla savaşıyorcasına mevziyi bırakmıyordu. Öfkelenen Hamza arkadaş öfkeyle bağırarak, "saçından tutup çekin onu" dedi. İçimden sanki bir şeyler koptu, tekrar mı olacak, tekrar mı yüreğimiz eziyet çekecekti, Binevş bunu yapamazdı. Böylesi bir yerde ölümü bize sevdirtemezdi, buna hakkı yoktu. Ölümü, böyle kabullenemezdi. Ölümün de bedeli var, ama Binevş gencecikti, kendisine, halka, Önderliğe borcu vardı, yaşam borcu, yürek borcu, sevgi borcu, umut borcu vardı. Kendisini tutamayan Hamza arkadaş şimşek gibi Binevş arkadaşın mevzisine koştu, mevzi ile Hamza arkadaşın arasına bakarken, Hamza arkadaş cehennem ateşinin dumanları arasında kayboldu. Olan olmuştu, Binevş arkadaşın mevzisi isabet almış, Binevş arkadaş üç dört metre fırlamıştı, gölge gibi dumanların içinden çıkan Hamza arkadaş Binevşi kucağına almış, aşağıya doğru kendisini bırakmıştı.

Binevş'i serdiğimiz yağmurluğun üstüne bıraktık. İki kaş arasından çok ince, çivi gibi bir şarapnel parçası almıştı. Başka bir yerine değseydi, yara bile saymazdık. Yarı öfke, yarı sevgi duygularıyla gözlerine bakıyor, gözlerimle anlatmak istediğimi anlatıyordum.

Binevş çok güzeldi, yaradan akan kan, göz çukurunun üstünden elmacık kemiğinde yoğunlaşmış, sarı saçlarına yapışmıştı. Saçları kesikti, şakak üstünden geriye taradığı saçları roketin basıncıyla dağılmış, gözlerini kapamıştı. Gamzeleri gülmek kadar acının da eseriydi. Gamzelerini açtığımız için onu gülüyor gibi görüyorduk. Yüzü olgundu ve uzaklarda derinlerde bir ifadeyle örtülmüştü.

Mendilimle yüzündeki kanı temizliyor, düşünüyordum. Binevş arkadaşın aramızda manevi değeri çok büyüktü. '91'den beri Mardin'deydi, Önderlik sahası ve kısa süreli Zap alanı dışında pratiği hep Mardin'de geçirmişti. Acısıyla, sevinciyle Mardin'i yaşamıştı ve bir nevi Mardin'di. İdeolojik yönü çok güçlüydü, derin bir yaşam arayışı vardı. Çok rahat ve özenle büyütülmüştü. Yaşam, arayış ve sevgi savaşımında Mardin '92 pratiğinden çok etkilenmişti. Ona rağmen kutsal ilişkinin değerine inanıyordu, mücadele ve arayış içindeydi. Hatta bir yıl sonra şehit Sema Yüce'nin Önderliğe yazdığı mektubu okuyunca aralarında büyük bir benzerlik hissettim.

Tank atışlarının durduğunu bile unutmuş, farkında olmamıştım. Binevş'in yanında kalarak ısınması için ufak bir ateş yakmıştım. Hava yavaş yavaş kararıyordu, hava kararınca Türk ordusu biraz geri çekilmiş, savunma konumuna girmişti. Bulunduğumuz alanda Badıbe köyü hariç diğer alanı boş bırakmışlardı, arkadaşlar rahatlıkla geri çekilme yapabilirlerdi. Yanımıza ulaşınca Şero arkadaş öfke ile konuşup Binevş'i niye koruyamadığımızı soruyordu. Kendisi Binevş arkadaşın yanına bakarak başına bir kefiye bağlamamı istedi. Arkadaşın da parkesini Binevş arkadaşa giydirdi, "Binevş arkadaşla ilk kez konuşuyorum" dedi.

Şero arkadaşların yanında cihaz olduğu için ondan arkadaşların son durumlarını öğrendik. Arkadaşlar iki yaralı vermişlerdi. Türk ordusunun da kayıpları olmuştu, arkadaşlar bize doğru geliyorlardı, Şero arkadaş, noktadaki arkadaşları da çağırmış, belli miktarda erzak istemişti. Anlaşılıyordu ki, hareket tarzlarını önceden tartışmış ve bir plan yapmışlardı. Felat arkadaşlarla noktadaki arkadaşlar birlikte ulaştılar. Felat arkadaş hemen Binevş arkadaşın yanına gidip, elini aldı. Felat arkadaş Binevş'e oldukça saygı gösteriyordu. "Biz çatışmanın içindeyken, sen burada kendini yaraladın, hak edilmedik bir durum" dedi. Felat arkadaş yaranın ciddiyetini derinden hissediyor, hüzünlü bir edayla kelimeleri zorla buluyor, dili çok ağır çalışıyordu. Alel acele hareket etmeleri gerektiği halde, Binevş arkadaşa düşünceli ve derin bir yaklaşım içinde saygı gösteriyordu. Savaşın acımasız gerçekliğiyle karşı karşıyaydık. Tedavi imkanları yoktu. Binevş'i doktora götürecek düşünceyi bile tartışmak akıl dışı oluyordu. Karanlıktı, tüm arazi tutulmuştu, ne bir hastane, ne bir doktor vardı. Yerleşim yerlerine oldukça uzaktık. Olan yerler de zaten çember altındaydılar. Bu imkansızlık yetmiyormuş gibi, yoldaşlığın sıcak ve manevi sevgisi de bize fazla görülüyordu. Arkadaşlar savaşın acımasız kanunu gereği alanı terk edecek, uzak bir yere, Ömerliye gideceklerdi. Binevş'te her iki yaranın acısı vardı, birincisi şarapnelin açtığı yara ikincisi yürek acısı...

Arkadaşlar geri çekilme düzenine girmişlerdi. Yanımıza gerekli erzak ve yaralı arkadaşları bırakıp, tokalaşarak tek tek kucaklaştılar. Yaralılarla birlikte, dört arkadaştık. Yaralı olan Ali (Suruç) arkadaş Bagok arazisini elinin içi gibi biliyordu. Gireceğimiz sığınağı da o tanıyordu. Önümüze geçerek, usta bir öncü gibi kestirme patikaları seçerek tanımadığımız yerlerden geçip yavaş yavaş bir buçuk saat içinde sığınağa ulaştık. Bagok'taki her gece yürüyüşünde büyüleniyor gibi oluyordum. Karşımızda seçemediğimiz, sönük bir ışık saçan bir karartı vardı. Ali arkadaşa sorduğumda karartının kilise olduğunu söyledi. Kilise de insanlar vardı. Bir rahiple çok sayıda rahibe kalıyordu. Onu söyleyince içimi hem merak hem de heyecan sardı. Rahip ve rahibeleri eskiden beri hep merak ediyordum. Çözülmesi zor bir felsefe gibi geliyordu bana. O kadar Müslüman cami arasında arazinin kuytu bir köşesinde orta çağdan kalma manevi değeri olan bu eserde kalanlar nasıl yaşıyordu? Benim için bu hep cevaplanması gereken bir soru olarak kalmıştı. Hıristiyanlık neydi, Hz. İsa kimdi? Asuriler niye Hıristiyan'dı, uzun yıllar bu topraklarda nasıl yaşamışlardı vs? Başka sorular ile cevaplara çok yakındım.

Yaralılar arasında sağlam olan bendim. Ve hiçbir tıbbi bilgim yoktu. Yaralarını şutikle temizliyor, şutikle bağlıyordum. Tek bir ilacım vardı, o da iradeydi. Bizden önce ve sonra da böyle yaşanılacak, böyle yürünecekti. Zindan direnişçileri her zaman ilk yardım, ilk tıbbi kılavuzumuz olmuşlardı. Mazlumlar, Kemaller, Hayriler bizim doktorlarımızdı. Kendi yaralarını kendileri tedavi eden, gerçek ve yaşayan doktorlardı. Bunları düşünerek yaşıyor, acıları unutmaya çalışıyorduk. Günler böyle geçiyordu. Binevş arkadaş yaralı haliyle günlüğünü yazıyordu. Ali arkadaş susadığını, suya ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Bulunduğumuz araziyi tanımıyordum, Ali arkadaş elinden geldiğince araziyi tarif ediyor, neredeyse taş taş, ağaç ağaç sayıyordu. Buna dayanmayıp, dürbünü elime alarak su aramaya çıktım. Türk ordusunun arazide olup olmadığını bilmiyordum. Dürbünle iyice etrafımı kontrol ederek yürüyor, tarif edilen yerleri seçmeye çalışıyordum. O kadar iyi tarif etmişti ki, tanıma zorluğu çekmeden suyu bulup, sığınağa döndüm. Binevş akşamları acı çekiyor, bağırıyordu. Şarapnel parçası hareket ediyor, derine iniyordu. Derine indikçe de beynine yaklaşıyordu, altı günün sonuna gelmiştik, saat gecenin üçünü gösterirken Binevş'in bağırmasıyla uyandım. Binevş arkadaş elimi sıkıca tutmuş şehit düşeceğini söylüyordu. Acısı dayanılacak gibi değildi, kafasını kayaya vuruyor, elleriyle kafasını tutuyor, beynin içindeki acıyı hafifletmek istiyordu. Ellerimle kafasını tutup, çantanın üzerine dayandırdım ve ellerini tuttum. Binevş beş dakika böyle kalarak sessizleşti, elleri soğudu...

Binevş şehit olmuştu...

Yaralı arkadaşları uyandırmadan sabaha kadar bekledim. Sabah olunca uyananlar gözlerimin cenazeye kilitlendiğini, donup kaldığımı görmüş olacaklar ki, olayı anlamaya çalışıyorlardı. Dudaklarımın arasından iki kelime çıkabildi; "Binevş şehit..." İkindi vaktinde dışarı çıkıp sığınağa yakın bir yerde mezar kazdık. Mezar bittikten sonra biraz uzaklaşıp iki üç demet ot toplayıp mezarın altına serdim. Sığınağa girip, Binevş arkadaşın cenazesini omuzladım, alıp mezarın başına getirdim. Ve öylece indirdim, mezarın kenarına oturmuş, Binevş'e bakıyordum. Yaklaşık bir saat geçmişti ki, yanıma Ali arkadaş geldi, cenazeyi bir türlü mezara koyamıyordum. Bu oyuna anlam veremiyordum, iki üç karışlık toprak Binevş'i örtecek bir daha konuşmayacak, gülmeyecek, yürüyemeyecekti. Ali arkadaş, "şehitlere öyle yaklaşma" deyince kendime gelmiş, Binevş'i bir tomurcuk gibi toprağa gömmüştüm.

Artık yağacak karın altından kardelen olarak çıkmasını bekleyecektik.

xebat_63 İmzası Bi Can Bi Xwîn Em bi Te re ne Ey SEROK

XEBAT_63
xebat_63 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2008, 22:06   #2 (permalink)
Tecrübeli Üye
www.JiyanBoard.com.net.org
BeRiTaN_16 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 01-03-08
Üye No: 9363
Son Activitesi: 06-24-2008 16:02
Ettiği Teşekkür: 25
22 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Mesajlar: 231
Konular : 23
REP Gücü : 15
REP Seviyesi : BeRiTaN_16 will become famous soon enough
REP Puanı : 60


Standart

spas hewal xebat böyle anilari okumayi cok seviyorum cok paylasimlar zor spass

BeRiTaN_16 İmzası ÖLÜMDEN KORKSAYDIK DAGLARA CIKMAZDIK T.CDEN KORKSAYDIK KÜRDÜZ DIYE BAGIRMAZDIK!!!!!!

BeRiTaN_16 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-19-2008, 10:27   #3 (permalink)
Tecrübeli Üye
www.JiyanBoard.com.net.org
hawin62 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Tecrübeli Üye
JB
Üyelik tarihi: 28-12-07
Üye No: 5376
Son Activitesi: Dün 20:35
Ettiği Teşekkür: 443
192 Mesajına 247 Kere Teşekkür Edlidi
Mesajlar: 777
Konular : 149
REP Gücü : 57
REP Seviyesi : hawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to beholdhawin62 is a splendid one to behold
REP Puanı : 778


Standart

cok güzel bir paylasimdi gercekten o güzel yüregine saglik kardesim

hawin62 İmzası
ABLALAR NEDİR?
Ablalar bir peridir,
Kırlarda uçan kelebektir,
Ablalar sefkat verendir,
Ablalar bizim herşeyimizdir.

Ablalar bizi sevendir,
Bize doğru yolu gösterendir,
Ablalar iyilik meleğidir,
Ablalar bize layık olduğumuz sefkati verendir.

Ablanı kırma,üzme,
Ona saygıyla davran,
Ablan senin aynandır,
Geleceği aydınlatandır.
hawin62 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvpl. Son Mesaj
'Işık Bahçeleri' dediğim yerin kendisidir Bagok... AdaR_21 Gerilladan yazılar ve Anilari 0 04-16-2008 23:59


Bütün Zaman Ayarları WEZ +1 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:51 .
Image Hosted by ImageShack.us
Kürt Site Birligi Bewerten